|
|
“Neyi yapmak istediğinizi henüz keşfetmediyseniz, bakmaya, aramaya devam edin. İstemediğiniz bir şeye razı olmayın.
Doğru şeyi bulduğunuzda gönlünüz doğru şeyi bulduğunuzu size söyleyecektir,”
Steve Jobs (Apple şirketinin kurucusu)
|
İşimiz kaderimizdir
“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir marangoz yaşarmış. İşinden artık sıkılmaya başlamış. Müteahhide bundan sonra çalışmak istemediğini, erken emekli olacağını söylemiş. Bu durumu anlayışla karşılayan patronu, bir yandan da iyi bir adamını kaybedeceği için üzülüyormuş.
Müteahhit, marangozdan son bir iş istemiş: Ahşap bir ev daha yapmasını... Marangoz bu teklifi kabul etmiş. Etmiş etmesine de bu son işe kalbini verememiş. Aklı zaten başka yerlerdeymiş. Malzeme seçimine çok dikkat etmemiş. İşçilikte özenli davranmamış. Güzel kariyerini pek de iyi noktalamamış, laf aramızda.
Evi teslim etme zamanı geldiğinde müteahhitle buluşmuşlar. Patronu, evin anahtarlarını aldığı gibi marangoza geri vermiş: “Buyur. Bu kadar senelik emeğin için teşekkür ederim. Bu ev senindir. Benim armağanım.”
Hepimiz birer marangoz değil miyiz? Çaktığımız her çivi, kestiğimiz her tahta bizim işimiz, imzamız. Üstelik kendi ellerimizle hazırlıyoruz içinde yaşayacağımız ortamı. İşini özenli yapmaktan çevreyi korumaya, başkalarının uğradığı haksızlıklara seyirci kalmamaya kadar birçok eylem ya da eylemsizlik, yaşamımızı tanımlıyor. Bugünkü tavır, davranış ve tercihlerimiz, içinde yaşayacağımız evin nasıl olacağını tanımlıyor. Meşhur bir söz vardır ya; ‘düşünceler davranışları, davranışlar alışkanlıkları, alışkanlıklar da kaderimizi’ belirliyor.
İŞİNİ TAM YAP(MA)MAK
İşine ve dolayısıyla kendine saygısız o kadar çok çalışan var ki, her düzeyden. Sorumluluğunun dışına çıkıp fazladan iş yapmasını beklemeyi bırakın bir tarafa, önce kendi sınırları içinde işlerini tam yapsınlar!
Sözde-bitirip de teslim ettiği o dosyada, raporda, tabloda muhakkak sorun çıkarır bu kişiler. İçeriksel eksikler, düşünülmemiş noktalar yani eksikliklerin daha entelektüel olan boyutu belki affedilebilir, kişinin gelişmesi gereken konulardan sayılabilir ama noktalamaya dikkat etmeden yazılması, formatı bozuk bir liste, cümle uyumsuzlukları, fikirsel kopukluk, logoların yanlış kullanımı vs. gibi ‘baştansavma’ hatalar beni deli ediyor.
Dostumuz, Kişisel İmaj Eğitmeni Özlem Çakır, “Şu anda bulunduğunuz pozisyona göre değil, olmak istediğiniz pozisyona uygun giyinin” der sık sık. İşin diğer boyutları için de bu doğru aslında. Kişinin hazırladığı sunum da, verdiği rapor da, yazdığı e-mail de onun bilgisinin, profesyonel düzeyinin, potansiyelinin göstergeleri.
ÖNCE KENDİN BEĞEN
Küçük atölyelerde asılı uyarı levhalarında bile “Yaptığın işi önce kendin beğen” yazar. Etkinlik ve verimlilik sağlamak amaçlarıyla, firmalar gitgide daha az kişiyle işleri yürütürken, herkesin işini -en azından- tam yapması kritik. Artık ‘talimat veren-talimat uygulayan’, ‘yapan-kontrol eden- ikinci imzayla üst kontrolcü - en üst kontrolcü ve sunucu’ şeklindeki zincirleme görev tanımlarıyla (ya da zihniyetle demeli) ilerleyemeyiz, ilerleyemiyoruz.
Sorsanız, işini tam yapmamanın bir sürü nedenini sayabilirler: Motivasyon düşüklüğü, şirkete bağlılık sorunları, yöneticiyi sevmeme, falan filan... Bunların hepsi genellikle ikincil nedenlerdir. Çoğu zaman asıl sorun, kişinin sorumluluk bilinciyle ilgilidir. Kendisine yaşatılan bu tip olumsuz durumlara verilecek karşılık olarak ‘işe asılmamak’ kabul edilemez. Ortamdaki sorunlarla baş etmenin başka yolları aranmalı, bulunamıyorsa da o ortam terk edilmeli. Çevresel şartlar ne olursa olsun -bahaneler bir tarafa- yaptığımız işin kalitesi, bizi tanımlar.
Yazıyı güzel sevgilim İclal göndermiş , Thu, 1 Sep 2008
|